3
3

Eryaman Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon

press to zoom
2
2

Eryaman Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon

press to zoom
IMG_0406
IMG_0406

Eryaman Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon

press to zoom
3
3

Eryaman Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon

press to zoom
1/7

1e1 İpekyolu Özel Eğitim ve Rehabilitasyon

Her Çocuk Özeldir

Destek Olmaya Hazırız...

 Bireylerin Zihinsel ve Bedensel Yetersizliği yaşam süreçlerinde “engel”e dönüştürmeden toplumsal yaşama bir bütün olarak katılmalarını sağlamak amacıyla 2016 yılında Ankara Etimesgut-Eryaman ilçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyete başlayan 1e1 İpekyolu Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi, tecrübeli personelinin katkılarıyla eğitim kalitesinden ödün vermeden çalışmalarını sürdürmekte olup ağırlıklı olarak Eryaman, Sincan, Fatih, Etimesgut, Yenikent, Batıkent ilçe ve semtlerinde ikamet edenlere yönelik olarak verdiği hizmete devam etmektedir.  

 

 Kurumumuzda; dil ve konuşma güçlüğü, öğrenme güçlüğü ve dikkat dağınıklığı problemi yaşayan, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (dehb), otizm spektrum bozukluğu, down sendromu teshisi konmuş olan, ergoterapi, duyu bütünleme ya da fizyoterapi ihtiyacı olan çocuk ve bireylerimize,

 

-Özel Öğrenme Güçlüğü Destek Eğitim Programı
 

-Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programı
 

-Zihinsel Engelliler Destek Eğitim Programı
 

-Bedensel Engelliler Destek Eğitim Programı
 

-Dil ve Konuşma Bozuklukları Destek Eğitim Programı ve

 

-Ergoterapi, Duyu Bütünleme, Fizyoterapi Programları ile hizmet vermekteyiz.

 Bu programlar dâhilinde, eğitim kalitemiz adına oluşturduğumuz  etik  bakış  açımız  çerçevesinde  hep  daha   iyiye  ve  daha  ileriye  doğru  adım atma gayreti içerisindeyiz.

 

 Bu kapsamda, yaptığımız işin kutsal olduğu bilinciyle çocukların gelişim özelliklerine uygun bireyselleştirilmiş eğitim programları hazırlayarak özel eğitim ve rehabilitasyona gereksinim duyanların davranış problemlerini çözmek, zihinsel, bedensel ve sosyal yönleri ile dil ve konuşma gelişimlerini desteklemek, günlük yaşam ve öz bakım becerilerini artırmak, çocuğun aile ve toplum içerisinde kendi kendine yeten bir birey haline gelmesini sağlamak maksadıyla alanında uzman kadromuz ile çalışmalarımıza devam ediyoruz.

 

 Özel ve farklılığı olan bireylerin hayatlarını bağımsız sürdürebilmeleri için gerekli olan eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerini en iyi şekilde verebilme gayreti içerisinde olan bir kurum olarak amacımız, “Her Çocuk Özeldir” anlayışından hareketle bireylerin potansiyeline uygun eğitim-öğretim programlarını geliştirip uygulamak ve yaşam kalitelerini sürdürülebilir ve geliştirilebilir bir seviyeye getirerek bağımsızlaştırmaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yukarıda genel olarak ifade edilen ve çocuklarımız ve diğer bireylerde sıkça karşılaşılan problemler aşağıda kısaca açıklanmıştır;

 

DİSLEKSİ :

Disleksi, aynı zamanda öğrenme güçlüğü olarak da bilinen disleksi, bir bireyin normal zeka düzeyinde olmasına rağmen dil, okuma, ve yazma becerilerinde sorunlar yaşamasına neden olan bir özel öğrenme bozukluğudur.

DİSKALKULLİ :

Diskalkulli, ortada zihinsel bir problem olmadığı halde sayı ve sembolleri kavrama, matematiksel işlemleri gerçekleştirme ve ilişkilendirmede güçlük yaşatan özel öğrenme bozukluğudur.

DİSGRAFİ :

Disgrafi, yazma güçlüğü çeken çocukları ifade etmek için kullanılan tıbbi bir terimdir. Yazım bozukluğu olarak tanınır.

DİSPRAKSİ :

Dispraksi, doğuştan gelen, kişinin motor görevlerini planlama ve işleme kabiliyetini etkileyen bir güçlüktür. Dispraksi kaslarla ilgili bir durum değil bir motor planlama güçlüğüdür.

AKICI KONUŞMA :

​Akıcı Konuşma ile Dil ve Konuşma Bozuklukları, sözel ifade akıcılığının bozulmasıdır. Akıcılıkta ortaya çıkan ses, hece, sözcük tekrarları, uzatmalar, bloklar, uygun olmayan duraklamalar, düzeltmeler konuşmanın akışını etkiler. Konuşma sırasında sözcük içi takılmalar olabileceği gibi sözcük arası takılmalar da görülebilir. Rehabilitasyon merkezimizde uzman eğitimcilerimiz tarafından özenle dil ve konuşma terapi ve eğitim verilmektedir.

KEKEMELİK:

Kekemelik, çocuklukta başlayan normal akıcılık ve konuşma akışıyla ilgili sık ve önemli problemleri içeren bir konuşma bozukluğudur. Kekemelik sorunu olan bireyler ne söylemek istediklerini bilirler, ancak söylemekte zorluk çekerler. Kekemelik bazen çocukta başlayan ve yetişkinlikte de devam eden kronik bir durumdur. Kekemelik problemi yaşayan çocuklar ve yetişkinler konuşma akıcılığını kazanmak için konuşma terapisinden yararlanabilirler.

SES ve SESLETİM BİLGİSİ :

Ses ve Sesletim bozuklukları da, konuşma seslerinin çıkartılış yeri, biçimi, hızı, zamanlaması ve basıncının hatalı üretimine dayalı sorunlardır. Bu sorunlar genellikle organik (işitme yetersizliği, dudak-damak yarıklığı gibi) kökenli olduğu ileri sürülen algılama ve üretim güçlüğü olarak tanımlanır.

GELİŞİMSEL DİL :

Gelişimsel Dil Bozukluğu (GDB), literatürde Özgül Dil Bozukluğu olarak da tanımlanan, diğer biyomedikal koşullarla açıklanamayan ve ‘dili öğrenme ya da kullanma’ alanlarında ortaya çıkan problemlerle karakterize bir bozukluktur. GDB’nin nedeni bilinmemektedir ancak çalışmalar genetik olabileceği yönündedir. GDB için terapi hizmetleri uzman bir DKT tarafından sağlanır. GDB'li çocukların erken tanı ve müdahalesi en ideal olandır.

FENİLKETANURİ :

Fenilketanuri, ailevi geçişli metabolik bir hastalıktır. Proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin isimli aminoasid, fenilalanin hidroksilaz isimli enzim eksikliği nedeniyle karaciğerde parçalanamaz. Fenilalanin ve metabolitleri kan ve dokularda birikir. Çocuğun gelişmekte olan beynini harap ederek ileri derecede zihinsel engelli olmasına  neden olur.Fenilketonüri (FKU) çekinik genler ile taşınır. Hastalığın ortaya çıkması için anne ve babanın taşıyıcı olması gerekmektedir. Hastalıkta cinsiyet ayrımı yoktur. Kız ve erkek çocuklarda aynı sıklıkta görülür. Tedavi zeka geriliği, konuşma bozukluğu vb. bulguların ortaya çıkmasını önler.

MİKROSEFALİ :

Mikrosefali baş çevresinin yaş ve cinsiyete göre ortalamanın altındaki iki standard sapmadan daha küçük olduğu nörogelişimsel bir bozukluktur. Mikrosefali konjenital olabileceği gibi, yaşamın ilk birkaç yılında da gelişebilir. 

HİDROSEFALİ :

Hidrosefali, beyinde ve beyin çevresinde aşırı sıvı birikmesidir. Hastalığın ismi “su” ve “kafa” anlamına gelen Latince sözcüklerden oluşur. Çocuklarda görülen ve doğuştan gelen hidrosefalinin görülme sıklığı yaklaşık 500 çocukta 1'dir. Ayrıca ileri yaşlarda da ortaya çıkabilir. Biriken bu sıvıya beyin-omurilik sıvısı (BOS) denir. Bu sıvının çoğu, beynin içindeki sıvı alanlarda (ventriküller) bulunur. Amacı beyni ve omuriliği korumaktır. Bu sıvının dolaşımı sırasında bir ya da birkaç noktada engellenmesine ve bu nedenle oluşan sıvı birikimine Hidrosefali adı verilir.

SEREBRAL PALSİ :

Serebral palsi, yani beyin felci insan vücudundaki kasların hareketlerini, tonusunu veya vücudun duruşunu etkileyen bir grup fiziksel engel durumuna verilen isimdir. Serebral Palsi çoğunlukla doğumdan önce olmak üzere olgunlaşmamış beynin gelişmesi sırasında meydana gelen hasardan kaynaklanır.

BOPATH TERAPİ:

Bobath Terapisi, serebral palsili ve diğer benzer nörolojik rahatsızlıkları olan bireylerin değerlendirilmesi ve tedavisi için problem çözen bir nörogelişimsel terapidir. Tedavinin ön planında kafa ve gövde kontrolü yer alır, yani denge tepkimelerinin eğitimi ve vücudun bir tarafından diğer tarafına denge transferi; örneğin yürümek. Fizyoterapist rehabilitasyon esnasında tedaviye görsel, akustik ve dokunsal stimülasyonlar dahil ederek hastanın gelişimini takip edebilir. Rehabilitasyon sürecinde doğru Hareketi Açığa çıkarmak için Uygun Tutuş Teknikleri, Ağırlık aktarma, Derin Duyu, işitsel ve görsel Stimülasyon ve Fasilitasyon Teknikleri kullanılır.

BRAKIAL PLEKSUS:

Brakial Pleksus, omurilikten çıkan sinir köklerinin üç büyük dal halinde seyrederek birbirleri ile bağlantı oluşturduğu, koltuk altı bölgesinde yer alan büyük bir sinir topluluğudur. Bu sinirler kürek kemiği, omuz ve kol kaslarının hareketini ve duyusunu sağlar. Zedelenmesi durumunda kürek kemiği, omuz, dirsek, el bileği, el ve parmak kasları etkilenebilir. Zedelenmenin şiddetine ve sinirin zedelenen bölümlerine göre çalışmayan veya etkilenen kaslar değişiklik gösterir. Brakial pleksus yaralanmaları sıklıkla doğum sırasında oluşur.

SKOLYOZ :

Skolyoz (omurga eğriliği ya da postür bozukluğu) 7’den 70’e her yaşta görülebilen bir rahatsızlıktır. En belirgin belirtileri vücutta oluşan asimetrilerdir. Çocuklarda görülen skolyoz, yetişkinlerinde görülenden farklı olarak genetik geçişli (ailesel) olabilir ve yaşla birlikte boy uzamasına bağlı olarakta artış gösterebilir. O yüzden sizde ya da ailenizdeki herhangi bir bireyde skolyoz var ise muhakkak çocuğunuzun gelişim aşamalarında vücudunu dikkatli bir şekilde izlemeniz gerekir. Skolyoz tedavisinde en önemli konu doğru tanı konulması, skolyozunun açısının ve tipinin tam olarak belirlenebilmesidir.Asimetrik bir omurga problemi olan skolyoz için tedaviye uygun egzersiz programı planlanarak uygulanmalıdır.

 

 

 

BİR TEDAVİ YÖNTEMİ OLARAK UZAY TERAPİ :

Uzay terapi fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında son yıllarda geliştirilen ve serebral palsi, spina bifida, hidrosefali, west  sendromu gibi pek çok nörolojik hastalıkta kullanılan tedavi metodudur. Uzay terapisi kökenini astronotların uzayda yer çekimsiz ortamda kullandıkları kıyafete dayanır. Bu kıyafetle yer çekimsiz ortamda kaslara ve kemiklere yeteri kadar yük binmediği için oluşabilecek oluşabilecek kas atrofisi gibi olumsuz durumları engellemek amacıyla kullanılır ve vücudun büyük eklemlere basınç verilmesi mantığına dayanır. Aynı zamanda eklemlere binen yük ile propilasiptif girdiler oluşturulmaya çalışır. Uzay terapide proprioseptif duyu gelişir, patolojik refleksler azalır, düzgün postür ve hareket paternleri yeniden inşa edilir, denge sağlanır, zayıf kaslar desteklenir.

DUYU BÜTÜNLEME:

Duyu bütünleme bozukluğu yaşayan kimi çocuklar çevresinde olanlara aşırı tepki verirken kimi çocuklar da tepkisiz kalabilir. Her iki durumda da duyu bütünleme bozukluğu çocuğun gelişimini olumsuz etkiler, sosyalleşmesini engeller.

Nörolojik bir bozukluk olan bu bozukluk, beş duyu organından gelen sinyallerin beyne doğru bir şekilde iletilememesine verilen genel addır. Nörolojik denince fazla tehditkar duruyor ama duyu bütünleme bozukluğuna aslında birçok çocuğun karşılaştığı ama pek fazla bilinmediği için es geçilen, bir tür hayata uyumlanmada zorluk hali de denilebilir. Pek fazla bilinen bir rahatsızlık olmadığı için aslında çok farklı olmasına rağmen genellikle otizm ile karıştırılır. Oysa bu bozukluğu zamanında ve doğru teşhis edebilmek çocukların öğrenme ve gelişim süreçlerinde kritik önem taşır. 

Duyu bütünleme bozukluğu, her çocukta farklı belirtiler gösterebilir. Ancak genelleme yapmak gerektiği için; Duyusal Bütünleme Bozukluğunda yaş ayrımına göre aşağıdaki semptomlar belirlenmiştir:

1-3 yaş arası çocuklarda; yemek yemekte sorun yaşama, asıl bakım veren kişi dışında kimseye gitmek istememe, sürekli uyku halinde olma, kıyafet giyerken asabi olma, kıyafetlerin içinde rahatsız olma, Özellikle beceri gerektiren oyuncaklarla nadiren oynama, bir objeden veya aktiviteden diğerine geçerken zorluk çekme, acıyı hissetmeme veya acıya geç tepki verme, kendini sakinleştirme konusunda zorluk çekme, gevşek vücut yapısının olması, denge eksikliği ve sıklıkla bir şeylere çarpma, çok nadir ses çıkarma, çok kolay korkma, vücudunu durmadan hareket ettirme, yürümede, ayağa kalkmakta veya emeklemekte geç kalma,

3-5 yaş arası çocuklarda; tuvalet eğitiminde güçlük yaşama, dokunmaya, koklamaya fazla duyarlı olma veya dokunulduğunun, dürtüldüğünün farkında olmama, kalem kullanmak, düğme iliklemek gibi motor becerilerinde zorluk çekme, elleri boştayken nasıl hareket edeceğini bilememe, yeni motor becerileri öğrenmede güçlük çekme, sürekli hareket halinde olma, etrafındaki her şeye ve herkese dokunma, arkadaş edinmede zorluk çekme (fazla pasif veya agresif olma), çok heyecanlı olma, sakinleşememe, ani ruh hali değişiklikleri yaşama, zayıf gözükme, bir işle uğraşırken birden halsiz düşme, kurduğu cümlelerin anlaşılmaması, eylemsel komutları anlamama, dış etkenlere fazla tepki gösterme, fazla duyarı olma, sınıfta çabuk dikkatin dağılması, yerinde duramama, sınıfta, teneffüste, oyun oynarken çabuk bunalma, görevleri yavaş yerine getirme, el yazısı gibi motor becerilerinde zorluk çekme, kambur durma, sakar gözükme, yeni aktiviteleri yavaş öğrenme, sürekli hareket halinde olma, daha çok pasif aktiviteleri tercih etme, arkadaş edinmede zorluk çekme (fazla pasif veya agresif olma), bir işi yaparken tıkalı kalma ve başka bir işe geçiş sağlayamama, benzer sesleri olan kelimeleri karıştırma, soruları yanlış anlama, özellikle sesli okumada zorluk çekme, akıcı konuşamama.

Bu sorunların tümünü duyu bütünleme terapisi ile ortadan kaldırmak mümkündür. Duyu bütünleme terapisi, özel programlar şeklinde birebir uygulanan, eğlenceli ve çocuğun katıldığı oyun ve aktivitelerden oluşan bir tedavi şeklidir.

Duyu bütünleme terapisinde, çocuğun hareketinin planlamasına ve duyu bilgilerinin bütünleştirilmesine odaklanılır. Bu tedavide, planlama, organize etme ve fiziksel çevre ile ilişki kurma gibi problemler ve istemli hareketlerin yapılmasındaki bozukluklar giderilmeye çalışılır.

Duyu bütünleme terapisi ile sosyalleşme sorunları, öğrenme problemleri, okulda konsantrasyon bozukluğu, arkadaşları ile iletişim kurmakta sorun yaşamak gibi bir çok sorun kolayca tedavi edilebilir. Aynı zamana idrar kaçırma, yeme problemleri, uyku problemleri, el yazısı sorunları ve ince motor becerileri gerektiren davranış sorunları da duyu bütünleme terapisi ile tedavi edilebilmektedir. 

DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU :

Dikkat, konsantrasyon, hareketlilik ve dürtü kontrolü alanlarındaki sorunlarla karakterize olan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocukluk çağının en sık görülen psikiyatrik bozukluklarındandır. Tedavi edildiğinde belirgin düzelme sağlanabilmekle birlikte tedavi edilmediğinde psikiyatrik ve sosyal sorunlara yol açabilmektedir. Aile, ikiz, evlat edinme ve segregasyon analizi gibi çalışmalar yapılmasına karşın, genetik geçiş şekli hakkında kesin bilgi edinilememiştir. DEHB, klasik Mendelian kalıtım paterninden farklı, birçok genin birbirleri ve çevreyle etkileşimi sonucu oluştuğu varsayılan karmaşık genetik bozukluktur. 

DEHB olan bireyler üç grupta incelenirler:

A. Bileşik Tip,

B. Dikkatsizliğin Önde Geldiği Tip,

C. Hiperaktivite-Dürtüselliğin Önde Geldiği Tip

Aşırı Hareketlilik: Hareketlilik çocukluk döneminin normal özelliklerindendir. Hareketliliğin yaşıtlarına göre belirgin olarak fazla olduğu, bu davranışların oyun, anaokulu, okul gibi günlük işlevlerde, arkadaş, aile ve/veya öğretmenler için sorun oluşturduğu yani çocuğun işlevselliğini etkilediği durumlarda aşırı hareketlilikten söz edilebilir.

Dikkatsizlik: DEHB’li çocuklar dikkatlerini bir noktaya toplamakta zorluk yaşamaktadırlar. Ayrıca, dışardan gelen uyaranlarla dikkatin kolayca dağılması, düzenini sürdürmede zorlanma, eşya ve oyuncakları sık sık kaybetme, aldığı sorumluluk ve görevleri unutma gibi belirtiler de dikkat problemlerine işaret ederler. Dürtüsellik: Sırasını beklemede zorlanma, isteklerini erteleyememe, daha soru bitmeden yanıt verme, acelecilik, başkalarının sözlerini kesme gibi davranışlar ve bu davranışlar sonucu çocuğun işlevselliğinin olumsuz yönde etkilenmesi durumu, dürtüsellik sorunlarını düşündürmelidir. 

 DEHB, çocuğun işlevselliğini birçok alanda etkilediğinden tedavisi de kapsamlı olmalıdır. DEHB’a karakterize olan davranışsal, bilişsel, sosyal ve ailesel alanlardaki sorunları çözmek tedavinin ilk hedefidir. İyi bir tedavi; ilaç, psikoterapi ve psikososyal tedavileri kapsar.

OKUL BAŞARI PROBLEMLERİ :

 Genellikle okul başarısızlığı gösteren çocukların başarıları, gerçek yeteneklerinin altında seyreder. Okul başarısızlığı gösteren çocuklarda, çoğunlukla amaç ve değer eksikliği, aşağılanma sonucu oluşan duygusal örselenme, olgunlaşmamış ilişkiler, endişe ve huzursuzluk gibi belirtiler görülür. Bu çocuklar, yetersiz çalışma alışkanlığı, dikkati yoğunlaştıramama, hayal kurma, aşırı hareketlilik, ödevlerini tamamlayamama ve organize olamama gibi özelliklere sahiptirler. Genellikle sınıfta ya çok sessiz ve uslu yada çok gürültücü ve yaramazdırlar, sınıf arkadaşlarıyla sürekli tartışır ve otoriteyi kabul etmek istemezler. Ödevlerini hazırlarken dikkatsiz ve vurdumduymazdırlar. Sınıfta ya hiç derse katılmaz ya da çok az katılırlar. Zamanlarını başta kalem yontma ve kemirme olmak üzere her çeşit eşya ile oynayarak, çevresindekilerle konuşarak ve onları rahatsız ederek geçirirler.

Bunların dışında çocuğunuzla ilgili olarak;

-Öğretmenden çocuğunuzun derste başarısız olduğuna dair uyarılar alıyorsanız,

-Kitabı önünde saatler boyunca çalıştıktan sonra bile, hala anlamadığından şikayet ediyorsa,

-Nasıl çalışacağını bilmediğini söylüyorsa, düzensiz bir tarzı olduğu fark ediliyorsa,

-Çalışmaya harcadığı zamanın karşılığı olacak notlar almıyorsa,

-Ana noktalardan çok önemsiz noktalar için vakit harcıyorsa çocuğunuzun yardıma ihtiyacı olabilir.

GÖRSEL DİKKAT :

Özellikle görsel dikkati eksik olan insanlar baktıklarını akıllarında tutamamakta, kimi zaman “bakar kör” olarak tabir edilen şekilde gördüklerini anlamlandıramamakta hatta günlük hayatta çok rastladığımız şekliyle “Bir saattir bakıyorsun hala anlamadın mı?” sözlerini haklı çıkaracak şekilde gördüklerini sorduğumuz zaman bir şey hatırlamadıklarını söyleyebilmektedirler. Aynı şekilde çocuklar bir saat boyunca okudukları konudan soru sorulduğunda cevaplayamamakta, erişkinler gazete okuyup hiçbir şey anlamadıklarını söylemekte, bu sorun günlük hayatta farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır.

Görsel dikkat eksikliği sorunu yetişkinlerin yaşam kalitesini etkileyip okuduklarını anlamamalarına hatta akıllarında tutamamalarına sebep olurken, bu sorun okul çağındaki çocuk ve gençlerde daha büyük bir etki göstermekte, onların ders başarısını belirlemekte, görsel algı eksikliği nedeniyle gördüklerini anlamadıkları için dersin başında çabuk sıkılmakta, ders çalışmak istememekte, sınıfta tahtada yazılanları eksik olarak anlamakta hatta defterine yalan yanlış geçirmektedirler. Bütün bunların sonucunda da ders çalışmaktan soğumakta ya da aldıkları kötü puanlar nedeniyle kendilerine olan güvenleri azalmaktadır. Belirli sürelerde yapılan seanslar ile görsel dikkati yükselen öğrencilerin bu durumu ile ilaç kullanmasına gerek olmadan ya da gerekiyorsa da düşük dozda ilaç kullanılarak ders başarıları yükseltilmektedir. 

İŞİTSEL DİKKAT :

Duymak ve dinlemek birbirinden farklı iki kavramdır; duymak kulağın, dinlemek ise beyinin işlevidir. İyi bir dinleyici olmak için öncelikle iyi şekilde duymak gerekir, ancak kulakların iyi duyması tek başına dinlemek için yeterli olmayabilir. İşitilen seslerin beyin tarafından işlenmesi, düzenlenmesi ve anlaşılır hale getirilmesi gerekir. İşitsel dikkat kavramı kulak ve beyin arasındaki bu süreci tanımlamak için kullanılır. İşitsel dikkat süreci bozulduğunda bu duyulan sesleri anlamayı etkiler. Bu alanda sorun yaşayan çocuklar birbirine benzer sesleri fark etmekte zorlanabilirler. Özellikle arka fondaki gürültü ve sesler anlamayı olumsuz olarak etkiler. İşitsel dikkat bozukluğu çoğu zaman farklı sorun alanlarıyla (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Öğrenme Güçlükleri gibi) karışabilir, ya da bu sorunlarla birlikte görülebilir. İşitsel dikkat bozukluğunun okul çağındaki çocuklarda görülme sıklığının % 5 olduğu belirtilmektedir. İşitsel dikkat bozukluğu olan çocukların öğretmeni etkili bir biçimde dinleme zordur. Bunun yanı sıra günlük konuşmayı takip etmekte yaşadıkları sorunlar nedeniyle sosyal ilişkilerden kaçınmayı tercih edebilirler. Bu çocukların “çekingen” olarak isimlendirilmeleri çok sık rastlanan bir durumdur. Bireyin yaşadığı sorunlara yönelik olarak uygun müdahalelerin yürütülmesiyle işitsel dikkat bozukluğunun olumsuz etkilerin azaltılması mümkündür.

ODAKLANMA :

Dış uyaranlara karşı sürekli tepki verir durumda olmak odaklanma bozukluğu anlamına gelir. Odaklanma problemi genetik kaynaklı, beyinsel bir rahatsızlıktan kaynaklanabildiği gibi zaman zaman artan bir ivme ile de kendini gösterebilir. Ergenlik çağının bitimine kadar çocuklarda odaklanma eksikliği görülür. Ancak kimi çocuklar, belirgin olarak odaklanma sıkıntısı çekmelerinin yanı sıra dürtüsel hareketlerde de bulunurlar. “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu” ismi verilen bu davranış bozukluğu yaşamı oldukça zorlaştırır. Beyin kimyasallarının aktivasyonları ile ilgili olan bu bozukluğun yüksek zekanın bir belirtisi olduğu düşünülse de bu bilginin doğruluğu kanıtlanmamıştır.

ATİPİK OTİZM :

Otizm belirtilerine sahip ancak hastalığa tanı konacak kadar yeterli kriterleri sağlamayan çocuklara atipik otizm denir.  Atipik otizmde genellikle otistik bozukluğu olanlara göre daha az ve daha hafif semptomlar görülür. Bu tip otizm bozukluğuna sahip kişiler, normal yaşamlarını sürdürmede ileri derecede sorun yaşamazlar ve diğer otizm çeşitlerine göre topluma daha kolay uyum gösterirler. Atipik otizmi diğer otizm türlerinden ayıran en önemli özellik erken tanı ve doğru tedavi yöntemleri ile bireylerin yaşadığı konuşma ve iletişim bozukluklarının düzeltilebiliyor olmasıdır. Atipik otizm sorunu yaşanan kişilerde iletişim kurmada güçlük, gelişimde bozukluklar, konuşmalarda tekrarlama, sosyalleşmede sorun yaşama gibi belirtiler bulunur.

ASPERGER SENDROMU :

Asperger Bozukluğunu klasik otizmden ayıran şey, daha az şiddetli belirtileri ve dil gecikmelerinin olmamasıdır. Asperger Bozukluğu olan çocuklar sadece hafifçe etkilenebilir ve sıklıkla iyi dil ve bilişsel becerilere sahip olurlar. Otizmi olan çocuklar sıklıkla diğerlerine karşı ilgisiz olarak görülür. Asperger Bozukluğunda durum böyle değildir. Asperger Bozukluğu olan bireyler, genellikle uyum sağlamak ve başkalarıyla etkileşime girmek isterler, ancak genellikle bunu nasıl yapacağını bilemezler. Sosyal açıdan garip olabilirler, geleneksel sosyal kuralları anlamazlar veya empati eksikliği gösterebilirler. Sınırlı göz teması kurabilirler, konuşabilmelerine rağmen sohbeti başlatma ve sürdürmede zorluk yaşarlar ve el hareketlerinin veya konuşmalardaki alaycı sözlerin ne anlama geldiğini anlamazlar.

RETT SENDROMU :

Rett sendromu, yaygın gelişimsel bozukluklardan  birisi olarak sınıflandırılan beyinsel gelişim bozukluğudur. Ancak bunun yanlış bir sınıflandırma olduğunu önesüren görüşler bulunmaktadır. Bu sendromun belirtileri kolaylıkla otizm ve Angelman sendromunun belirtileriyle karışır. Klinik belirtiler arasında baş büyüme hızının azalması ve bazen mikrosefali, küçük el ve ayaklar bulunur. Stereotipik ve yineleyici el hareketleri de gözlenir. Bilişsel bozukluk ve gerileme döneminde de sosyalleşme sorunları da belirtiler arasında görülür. Okula girdikleri dönemde sosyalleşme genellikle düzelir. Hemen hemen hiç sözel becerileri yoktur ve kadınların %50’si yürüyemez. Skolyoz, büyüme eksikliği ve kabızlık çok yaygındır ve sorunlu olabilir.

HELLER SENDROMU :

Çocukluğun dezintegratif bozukluğu (ÇDB) ya da Heller sendromu üç yaşından sonra çocukların  dil,  sosyal işlev, ve  motor becerilerinin gelişiminde gecikmeler olarak görülen ve ender rastlanan bir durumdur. Heller Sendromundan etkilenen bir çocuk genellikle iki yaşına kadar normal bir gelişim gösterir ve akranlarına uygun sözel ya da sözel olmayan iletişim becerileri, sosyal ilişkiler, motor becerileri kazanır. Ancak iki yaşından on yaşına kadar kazanılan beceriler altı işlevsel alandan (Dil becerileri, alıcı dil becerileri, sosyal beceriler ve kendine bakabilme becerileri, tuvaletini tutabilme, oyun becerileri, motor beceriler) en az ikisinde tamamen kaybedilir. Heller Sendromunun tam nedenleri hâlâ bilinememektedir ve kalıcı bir çaresi yoktur ayrıca dil, sosyal etkileşim ile kendine bakma becerilerinin kaybı oldukça ciddidir. Etkilenen çocuklar bazı alanlarda kalıcı bozukluklarla karşılaşır ve uzun süreli bakıma gereksinim duyar. Tedavisi hem terapi (davranış terapisi) hem de ilaçları içerir. Davranış terapisinin amacı çocuklara yeniden dil, kendine bakma ve sosyal beceriler kazandırmaktır.

TRİSOMİ 21 :

Trisomy 21, Down sendromlu nüfusunun %90-%95'ini oluşturan standart tiptir. Bu tipte fazladan bir adet 21.kromozom yumurta veya sperm hücresinden gelmekte veya döllenmenin daha ilk aşamalarındaki bir noktada yanlış bölünme nedeniyle (yani kromozomlar bölünürken birbirine yapışık kalması ve bu yapışıklığın bir taraftan 2 diğer taraftan da 1 kromozom gelmesine yol açması nedeniyle) yeni hücreler 3'er adet kromozom ile toplam 47 kromozom olarak oluşurlar.

MOZAİK :

Down sendromlu nüfusunun %2-%5'ini oluşturan tiptir: Bu tipte bazı hücreler 46 kromozom taşırken bazıları 47 kromozom taşımaktadır. Yanlış bölünme döllenmenin ileri aşamalarında gerçekleştiğinde bir hat 46 kromozom diğer hat ise 47 kromozom olarak devam eder ve mozaik bir yapı oluşturur.

TRANSLOKASYON :

Down sendromlu nüfusunun %3-%5'ini oluşturan tiptir. Bu tipte 21.kromozomun bir parçası koparak başka bir kromozoma (örn. 14.kromozom gibi) yapışmaktadır. Birey adet olarak 46 kromozoma sahiptir ama genetik bilgi olarak 47 kromozom bilgisi vardır. Burada da 21.kromozom 3 adet olduğundan birey standart tipteki aynı özellikleri gösterir. Down sendromunun diğer tipleri kalıtımsal değildir. Yalnız translokasyon tipte ebeveynlerden bir tanesinin taşıyıcı olması durumunda Down sendromu kalıtımsal olmaktadır. Bu oran %33'dür. Eğer taşıyıcı anne ise translokasyon Down sendromlu çocuk doğurma olasılığı %20, taşıyıcı baba ise %5-%2 arasındadır. Translokasyon tipte ileriki doğumlardaki risklerin bilinmesi açısından genetik danışmanlık daha önemli olmaktadır.

EDWARS SENDROMU (TRİSOMİ 18) :

Edwards sendromu (Trizomi 18), canlı doğumlar arasında sık görülen kromozomal bir bozukluktur. Kromozom sorunu olması bakımından Down sendromu ile benzerlik gösterir. Bu bozuklukla doğan bebeklerin çoğunun en karakteristik özellikleri intrauterin gelişme geriliği, mikrosefali, mikrognati, düşük kulaklar, ekstremite anomalileridir. 

DAVRANIŞ PROBLEMLERİ :

Davranış bozuklukları çocukları çocuğun içsel çatışmalarını davranışa aktarması sonucu ortaya çıkar. Davranış bozukluğu olarak adlandırılan davranışlar hırçınlık, sinirlilik, inatçılık, yalan, çalma ve küfür etme gibi eylemlerdir. Her çocuğun gelişimi kendine özgüdür, bu nedenle her çocuk birbirinden farklıdır. Bu farklılıklar dikkat edilmesi gereken noktalardır ancak hepsi davranış bozukluğu olarak değerlendirilemez. Davranış bozukluğu, bireyi, aileyi olumsuz yönde etkileyen, diğer insanların temel haklarının çiğnendiği yaşa uygun toplumsal kurallarını hiçe sayıldığı davranışlardan oluşan bir durumdur. Çocuklarda davranış bozukluğu terapisinde, çocukların iletişim becerileri, sorun çözme becerileri, dürtü kontrolü, öfke kontrolü gibi konular çalışılır. Çocuklarla beraber anne ve babanın da tutum ve davranışlarının düzenlenmesi gerekir. Çünkü anne ve babanın tutumları çocuğun davranışlarında büyük rol oynar. O yüzden terapi sürecinde en etkili yol anne baba eğitimidir. Tedavi edilmezse kalıcı davranış bozuklukları ve antisosyal kişilik bozukluğu başta olmak üzere bir çok soruna yol açabilir.

OYUN TERAPİSİ :

Oyun, çocuğun kendini en rahat şekilde ifade edebilme yoludur. Oyun terapisinde amaç çocuğun iç dünyasını yansıtabilmektir. Oyun terapisi, çocuklarda görülen ruhsal problemlerin, davranış sorunlarının bu alanda eğitim almış uzman kişi tarafından oyun ve oyuncaklar aracılığı ile tedavi edilmesi, iyileştirilmesidir. Oyun terapisi, çocuğun duygularını ve yaşadıkları sorunlarını dışa vurmalarına çocuğun kendisi etkileyen durumlarla ilgili farkındalığının artmasına ve çocuğun duygusal ve davranışsal sorunlarını çözümlemeye yardımcı olur.